Hadi bu sorularınıza birlikte cevap bulalım.

Son yıllarda alıştığımız durumlardan birisi de Google’ın organik tarafta yaptığı köklü çekirdek güncellemeleri. Herkesin garip garip isimler ve lakaplar takarak gözünde büyüttüğü bu güncellemeler ve sonrasında yaşanan kaos ortamı, birçok site için riskli süreçleri de beraberinde getirmektedir. Bu nedenle güncelleme sonrasında atılacak adımlar son derece önemlidir.

  1. S: Hitlerim düştü, nasıl bir backlink almalıyım?
    C: Sırf hitleriniz düştü diye, ani bir panik içerisinde backlink almaya başlamayın. Unutmayın ki, Google çekirdek güncellemeleri, botlar tarafından taranan tüm siteleri etkileyen işlemlerdir. Google sunucularındaki muazzam veri havuzunu göz önünde bulundurarak, yapılan yeni bir değişikliğin web sitenize yansımasının birçok değişkene bağlı olduğunu ve beklentilerinizden uzun sürebileceğini aklınızdan çıkartmayın.

    Arama sonuçlarında sitenizin önüne geçen siteleri dikkatlice inceleyin. Logo yapısından, menü yapısına, içerik uzunluğundan resim sayısına, resimlerin alt taglarından Canonical url’lere varana dek sitenizi, yeni rakipleriniz ile kıyaslayın. İlk 15-20 günlük süreci analizlere ayırın. SEO’dan oluşacak trafik açığını kapatmak adına, AdWords reklamlarından mutlaka faydalanın.

  2. S: Güncelleme ile ilgili bilgileri, nelerin değiştiğini nereden öğrenebilirim?
    C: Güncelleme ile ilgili doğru kaynakları kullanın. Kendisini SEO gurusu, SEO üstadı olarak tanıtan şahıs ve ajansların enteresan komplo teorileri ile panik yapmak yerine, Google’ın kendi duyurularını paylaştığı resmi webmaster bloğunu mutlaka ziyaret edin. Ve güncelleme öncesinde yapılan paylaşımlarına bir göz gezdirin.


  3. S: Eski SEO planım ve bu plan kapsamında yaptığım çalışmaları ne yapmalıyım?
    C: Eğer eski SEO stratejinizi ve planlarınızı, organik ve sağlıklı çalışmalar üzerine kurguladıysanız, güncelleme detayları netlik kazanana dek bu planlara devam edebilirsiniz. Ancak en ufak dahi olsa SPAM riski gibi sorunlara yol açabilecek bir çalışmaya, planlarınızda kesinlikle yer vermemelisiniz.

  4. S: Google’ın konuyla ilgili neler yaptığını nasıl anlarım?
    C: Çok basit! Google’ın güncellemelerini gözden geçirin. Bu güncelleme öncesinde nelere değinmiş, hangi teknik geliştirmeleri talep etmiş, hangi içerik geliştirmelerini bekliyor gibi basit soruların cevaplarını webmaster bloğu aracılığı ile kontrol edin.

Çok temel ve basit bir mantıkla, bu güncelleme içeriği hakkında neler sağlıklı fikirler olacaktır?

Google’ın kendisine has bir tarzı var. Eski güncellemelerde yaşananlar ve süreçler düşünülünce, karşımıza çok sevimli bir tablo çıkıyor. Nasıl mı?

Bu son güncellemeden önce ve sonra Webmaster blogda neler yer aldı?
– 26 Mart – Canonical URL’lerinizi Google’ın nasıl seçtiği ve bu değerlendirme hakkında alınabilecek aksiyonlar

  • 21 Mart – 2018 yılı Spam Raporu
  • 11 Mart – İçerikleriniz için en iyi tarihi seçmek konusunda Google’a yardım edin!
  • 6 Mart –  Javascript SEO video serisi
  • 27 Şubat – Domain Wide Data Tool tanıtımı
  • 22 Şubat – Müşterilerin, ürünlerinizi Google üzerinde daha iyi keşfetmesini sağlayın
  • 6 Şubat – Trafiğinizin Canonical URL’lerinize yönlendirilerek pekiştirilmesi
  • 31 Ocak – Rendertron ile dinamik rendering
  • 17 Ocak – Google News’de başarılı olma yolları
  • 19 Aralık 2018 – Mobil first indeksleme, yapısal veri, resimler ve siteniz
  • 10 Aralık 2018 – Web sitenizi HTTPS ile güvenli hale getirme
  • 3 Aralık 2018 – Rich Snippet görünümlerinin Soru cevap siteleri için genişletilmesi

Peki bundan ne anlam çıkartmalıyız? Bu konuları nasıl analiz etmeliyiz?

  1. Sesli aramada yaşanan gelişmeleri de hesaba katarak, sitemizdeki içerik pazarlama stratejisini gözden geçirmeli ve soru – cevap içeriklerine daha fazla yer vermeliyiz.
  2. Rich snippet konusunda Google’ın geldiği son noktayı düşünerek, eğer hala teknik alt yapıda snippet tanımlamalarımızı yapmadıysak, mutlaka teknik ekibimize bu önemli eksiği tamamlatmalıyız.
  3. Mobil first indeksleme ve resimler gibi teknik konularda sitemizin alt yapısını geliştirmeliyiz.
  4. Google News’de başarıyı yakalayan sitelerle aramızı iyi tutmalıyız J
  5. Sitemizdeki canonical url yapısını kontrol etmeli ve doğru yönlendirmeleri yapmalıyız.
  6. Mümkün olduğunca site doğrulamamızı (webmaster.google.com ‘daki) standart doğrulamadan, domain wide doğrulamaya geçirmeliyiz.
  7. Sitemizdeki içeriklerin, spam olup olmadığını mutlaka kontrol etmeliyiz. Özellikle çok fazla ürün bulunan e-ticaret sitelerinde, içerikler büyük bir problem oluşturmaktadır. Bu nedenle sağlıklı ve stabil bir içerik stratejisi geliştirilmesi son derece önemlidir.

Son yıllarda iş dünyasında giderek artan ihtiyaçlar listesinde önemli maddelerden birisi de iş analistleri ve iş analizi süreçlerinin doğru yönetilmesi. Bu süreç ile ilgili bilinmesi gerekenler ve dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktaları sizlerle paylaştığım bu yazım, umarım iş analisti ihtiyacı duyacağınız projeleriniz için katkıda bulunacaktır.

Yazılım Projelerinde İş Analizi

Dijitalleşme Süreçlerinde İş Analizine Neden İhtiyaç Duyulur?

İş analizine neden ihtiyaç duyulur sorusunun cevabı aslında son derece basit ve nettir: bir iş organizasyonunda, bütün süreçlerin detaylıca incelenerek, daha iyi bir yapıya geçebilmek için gereksinimleri doğru belirlemek için iş analizi yapılmalıdır.

Endüstri 4.0 geçiş sürecinde, Big Data başta olmak üzere şirketlerin sahip olduğu veriler her geçen gün daha da önemli hale geliyor. Muazzam bir teknolojik devrim süreci yaşanırken, iş analizi ve benzeri birçok iş kolu da meslek grupları olarak karşımıza çıkıyor. Bu süreçte firmalar için dijitalleşme, piyasalardan kaybolmamak için kaçınılmaz bir hal alıyor. Peki, “çok güzel, hadi dijitalleşelim” diyerek yola çıkmak istiyorsunuz. İşte bu kararı aldığınız andan itibaren karşınıza aşağıdaki sorular çıkıyor;

  • Nereden başlamalıyız?
  • Neler yapılmalı?
  • Hedeflerimiz neler olmalı?
  • Ekibimiz yeterli mi?
  • Alt yapımız bunun için uygun mu?
  • İşyerimizin fiziki koşulları, hedeflerimize uygun mu?
  • Dijitalleşme sürecinde hangi yazılım tercih edilmeli? Hazır bir paket program mı almalıyız yoksa firmamıza özel bir yazılım ve düzenleme gerekiyor mu?
  • Dışarıdan bir ajans mı olmalı yoksa kendi firmamıza bir yazılım uzmanı/mühendisi mi almalıyız?
  • Tasarım işlerimiz için bir ajansla mı anlaşmalıyız?

ve daha yüzlerce soru. Tüm bu soruların cevaplanması ve doğru sonuçlara ulaşılması ile başlayan ve şirketinizin dijitalleşme sürecinin tamamlanmasına kadar geçen süreçlerin tamamı, neden bir iş analizi uzmanıyla çalışılmalı sorusunun da yanıtıdır.

İş Analizi Süreçleri

İş Analizi Nedir?

Orta ölçekli ve büyük işletmelerde, bütün süreçlerin değerlendirilerek, organizasyon yapısının anlaşılır hale gelmesi ve geliştirilebilmesi için detaylı incelemelerin yapılması süreci iş analizi olarak adlandırılır. Bazı işletmelerde iş analizi süreci, personel performans ölçümü gibi algılanmakta olsa da, bu tamamen yanlıştır. İş analizinin temel amacı organizasyonun tamamını anlaşılır bir yapı ile yazılı ve görsel olarak sunabilmek, sistemin zayıf ve eksik noktalarının keşfedilerek, daha iyi ve daha doğru yöntemleri araştırmaktır.

İş Analizi Süreçlerinde Neler Yapılır?

  1. Şirketin organizasyon şeması detaylı olarak çıkartılır.
  2. Birimlerin ekipman ihtiyaçları belirlenir.
  3. Sistemin yavaş işleyen veya tıkanma noktaları bulunan süreçleri belirlenir. Bunlar için çözümler aranır.
  4. Firma çalışanlarının yaptıkları işle ilgili verimliliğini arttıracak yöntem ve eğitimler belirlenir.
  5. İş geliştirme kapsamında sistemin daha kusursuz ve daha verimli işlemesini sağlamak üzere gereksinimler belirlenir.

Tüm bunları oluşturmak için çeşitli yöntemlerden faydalanarak önce bir bilgi havuzu oluşturulur.

  • Personele günlük tutturma
  • Şirket içinde ve müşterilerle anket çalışmaları
  • Birimler arası iletişim analizi
  • Benzeri firmaların işleyişlerinin analizi
  • Kullanılan makine ve teknik ekipmanın potansiyel gücü ve mevcut kullanımının kıyaslanması
  • Şirkette iç denetim mekanizmaları geliştirilmesi

yöntemleri, veri havuzu için oldukça önemlidir.

İş Analizi Süreçlerinde Neler Yapılır?

Yazılım ve İş Analizi Arasındaki İlişki

Şirketinize sade bir kurumsal web sitesi tasarımı yaptırmaktan tutun da, profesyonel bir şekilde e-ticaret alanında da faaliyet göstermeye dek, dijital dönüşüm süreçlerinin tamamında, profesyonel bir iş analizi yapılması gerekir. Standart iş analizi süreçleri işletmenizin iç yapısına odaklanırken, dijitalleşme süreçlerinde iş analizi, daha çok şirketinizin dış dünya ile olan ilişkisine odaklanmaktadır. İşletme sahipleri, akıllarına gelen veya diğer sitelerde gördükleri bütün hoş ve farklı özellikleri kendi web sitelerinde kullanmak isterler. Fakat bunu talep ederken, alt yapılarının buna uygunluğu, içeride bu yapılar için gereken verilerin tutulup tutulmadığı, bu süreçlerin avantaj ve dezavantajları gibi detayları göz önünde tutmazlar. Bu da, söz konusu site veya yazılımı hazırlayacak ekibin, tüm bu süreçlerde veriyi nereden sağlayabileceği, bu konuyla ilgili kimi sorumlu belirleyeceği ve projenin tarih planlarına uygun şekilde işin ilerleyip ilerlemeyeceği konusunda bir kaos süreci yaşamasına yol açmaktadır.

İş analizi süreçlerinin doğru yapılmaması sonucunda ajanslar ve firmalar arasında yaşanan sorunlardan dolayı bitmeyen projelerin oranı %35 ‘dir. Her yıl mahkemelere binlerce firma, yazılımcısı veya tasarımcısı tarafından mağdur edildiğini iddia ederek başvuruda bulunmakta ancak çoğunlukla yazılım hizmetini veren taraf haklı bulunmaktadır.

Ortada bir yazılım / tasarım sözleşmesi vardır ve bu sözleşmede yer alan tüm maddeler firma tarafından hazırlanmıştır. Bu maddeler firmanın beklentilerine uygun şekilde değil de, yüzeysel şekilde verildiği için firmanın memnuniyetsizliği söz konusudur. Yazılım tarafı ise bu maddelere göre sistemin kurgulandığını ve belirli bir ücret farkı sağlanmadan, projenin büyük ölçüde tekrar yapılmasına sebep olacak yeni taleplerini yapmayacağını dile getirir ki ortadaki sözleşme nedeniyle bu konuda haklı konumdadır.

Bu süreçlerde bir iş analizi uzmanı yer aldığında, ihtiyaç ve talepler doğru belirlenmektedir. Doğru taleplerin iletildiği yazılım firması, doğru fiyat ve süre teklifini verebilmekte, ileride oluşabilecek anlaşmazlıklar minimuma indirgenmektedir. En basit örneği ile, şirketinizin muhasebe yazılımı için bir raporlama aracı geliştirilirken, sistem içerisinde takip edilmeyen küçük bir detay verisinin raporunu istiyorsanız, bunu en baştan yazılım firması bilmeli ve bununla ilgili gereksinimleri belirlemelidir. Aksi taktirde, yapılmış tüm sistem ve iş kurgusunun baştan yapılması gerekebilmektedir. Bu da yazılım projelerinin ve yazılım dillerinin yapısından kaynaklanmaktadır.

Türkiye’de İş Analistleri

Ne yazık ki birçok sektörde olduğu gibi, iş analizi alanında da, ülkemizde yetişmiş iş gücü oldukça sınırlıdır. Türkiye’de iş analizi uzmanlarının büyük bir çoğunluğu yazılımcılıktan sıkıldığı veya kod yazmaktan keyif almadığı için kendisini iş analisti olarak lanse ederek bu iş alanına geçmiş kişilerden oluşmaktadır. Ancak yazılım kökenli olduğu için konuya çok fazla teknik açıdan bakan bu kişiler, “müşteri” veya “firma” isteklerini, %100 doğru anlayıp anlamadığından emin olmadan, teknik bir dille düşünüp, yine aynı teknik dille yazılım ekiplerine aktarmaktadır. Bu nedenle de, yanlış anlaşılmalar veya yanlış yönlendirmelerden kaynaklanan hatalar ve kayıplar ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’de iş analizi uzmanları alanında ciddi bir açık bulunuyor. Konuya ne %100 teknik bir dille, ne de %100 müşteri dili ile yaklaşmayan, nerede hangi soruları sorması gerektiğini bilen, zamanlama ve sıralamaları neye göre yapması gerektiğini bilen bir iş analizi uzmanı, süreçlerin başarılı ve hızlı ilerlemesi açısından son derece önemlidir.

Bu noktada iki önemli departmana büyük iş düşmektedir. Eğer iş analizi bir hizmet olarak dışarıdan alınacaksa, kişinin benzeri veya daha zorlu projelerde yer alıp almadığı, süreçlerin hangi kısımlarında işin içerisinde olduğu, yazılım teknolojilerine ve iş akışı süreçlerine ne kadar hakim olduğu sorgulanmalıdır. Eğer iş analizi şirket içerisinde yapılacak ve bir uzman ile anlaşılacaksa, insan kaynakları için iş analizi uzmanı seçerken dikkat edilecek özellikleri şöyle listeleybiliriz:

  • Kişinin yöneticilik vasfı var mı? Yöneticilik eğitimi almış mı?
  • Daha önce kaç farklı iş alanında çalışmış?
  • Şirketinizin konseptine benzer bir firmada görev yapmış veya böyle bir firmaya hizmet vermiş mi?
  • Daha önce kaç yazılım projesinde yer almış?
  • Süreçlerde birlikte çalışmak için güvenebileceği yazılımcı veya yazılımcılar var mı?
  • Bir ürününüz hakkında soru sorduğunuzda, eğer ürününüzü yakından tanımıyorsa size ürünü anlayabilmek için doğru soruları soruyor mu?
  • Muhasebe ve finansal süreçler hakkında fikir sahibi mi?

Doğru İş Analizi Olmadan Hazırlanacak Yazılımın Dezavantajları Nelerdir?

  • Proje teslim tarihinde zaman kaybı
  • Bütçe planının dışına çıkan yazılım maliyeti artışı
  • Yazılım kodlarındaki standart yapının, uluslararası kodlama standartlarının dışına çıkan müdahalelerle dağınık hale gelmesi
  • Kodlamadaki karmaşa nedeniyle ortaya çıkabilecek performans kaybı
  • Sonradan müdahale edilen alanlarda olası güvenlik açıkları
  • Sistemin modüler yapısının dışına çıkan ve sonradan geliştirmelere büyük ölçüde engel olan kod yapısı
  • Sistemin geliştirilmesi aşamasında alınacak yazılım hizmeti tekliflerinde, karmaşık kod yapısı ve standartları %100 belirlenmemiş olması nedeniyle ciddi fiyat artışları
  • Zaman içerisinde ortaya çıkacak ihtiyaçların, arkaplanda gereksinimlerini karşılayan veriler olmadığı için, sisteme eklenememesi

Sonuç olarak, dijital dönüşüm süreçleri ve iş analizi ilişkisi, şirketlere zaman ve bütçe açılarından tasarruf ve iş geliştirme projeleri için kolaylık sağlar. Elbette iş analizi yukarıda bahsettiğimiz kısa verilerden ibaret değil. Bu yazının amacı, iş analizi ve süreçlerle ilgili bir fikir sahibi olabilmenizdir.

Yazılım ve İş Analizi

Sosyal medya üzerinde kitlesel hareketlere katılan insanlar, bilim adına farkında olmadan çok ciddi faydalar sağlarlar. Örneğin son günlerde meşhur olan “10 year challenge” etiketi ile paylaşılan, 10 yıl önceki ve bugünkü görüntüsünü kıyaslayan insanları ele alalım.

#10yearschallenge nedir?

Kısa sürede 2 milyon kişinin fotoğrafları ile katılım gösterdiği 10 yıllık değişimi konu alan bir kitlesel sosyal medya davranışıdır. On yıl önceki halini ve bugünkü halini fotoğraflayan insanlar, basit  bir ego ile bu harekete katılmaya itilmektedir. Lütfen ego kelimesini duyunca “defansif” bir moda girmeyin, bu tamamen içgüdüsel bir harekettir. Bu içgüdüsel reaksiyonu doğru yönde kullanan bilimadamları ve teknoloji dehaları, “big data” olarak adlandırdığımız veri havuzuna inanılmaz bir veri kaynağı sağlamakta. Nasıl mı?

Big Data nedir?

Daha önce duymayanlar için Big Data kavramını çok basit şekilde özetlemeye çalışayım. Hayatımızın her alanında farklı farklı teknolojik ürünleri kullanıyor, çeşitli bilgisayar sistemlerinden faydalanıyoruz. Kredi kartı, hastahane, okul, seyahat biletleri, cep telefonu, bilgisayar, epostalar, üyelikler ve daha nice hayat alanına dahil olan bilgisayarlarda biriken ciddi bir veri var. İşte tüm bu veriyi bir havuzda birleştirdiğinizi düşünün. Peki, bir havuzda birleşen veri neye yarayacak? Bugün mevcutta yeterli bir Big Data havuzu bulunmadığı için, alınamayan pek çok istatistik, araştırmalara yön verebilecek birçok değerli bilgi, big data havuzu sayesinde elde edilebiliyor olacak. Örneğin şu anda size birisi gelip: “100 kilogramın üzerinde ağırlığa ve 1.65-1.75 cm boy aralığında, ehliyet sahibi kişilerin direksiyon başında sağlık sorunu yaşayarak kaza yapma oranı nedir?” sorusunu yöneltirse, bu veriyi elde edebileceğiniz bir istatistik havuzu bulunmuyor. Fakat eğer son 10 yıldır Big Data havuzunuzu dolduran bir merkezi sisteminiz olsaydı, ülke çapında tüm bu ve benzeri istatistikleri alabilir, yasal düzenlemelerinizi, ehliyet sınavlarınızı, denetimlerinizi, sağlık kontrolü davetlerinizi, sağlık sektörü potansiyel harcama planlarınızı, gelecek yıla ait ilaç ihracat ihtiyacınızı belirleyebilirdiniz.

#10yearschallenge ve Big Data İlişkisi

Tıp sektöründe veri toplamak her zaman “ucuz” ve “kolay” değildir. Peki, bunun en kolay yolu nedir? Gönüllüler dışında daha geniş kitlelere erişmek için, artık kitlesel hareketlere eğilimli ve sizin talep ederek elde edemeyeceğiniz miktardaki datayı size hızlıca sağlayabilecek ciddi bir kullanıcı kitlesi söz konusu.

Bu sosyal medya aktivitesini yakın takibe alan Facebook ve Instagram mecrası sayesinde, elde edilebilecek verilerden bir kısmını incelemeye ne dersiniz?

  • Ülke bazında 10 yıllık süreçte bireylerin yüz hatlarında değişiklik yüzdesi
  • Ülke bazında 10 yıllık süreçte kilo alma / kilo verme eğilimleri
  • Ülke bazında 10 yıllık süreçte cilt yıpranma ortalamaları
  • Gelişmiş algoritmalar yazarak bu aktiviteye katılan kullanıcıların kullandığı #etiket kelimeler üzerinden yapılabilecek sosyo psikolojik değişimlere sosyal medya duyarlılığı analizleri
  • Algoritmalar yardımı ile katılımcıların hangi tür sorunlar yaşayanların kilo aldığı, hangi tür sorunlar yaşayanların kilo verdiğini takip etme
  • Hangi ülkelerin hangi böglelerinde yıpranma daha fazla iken, diğer bölgelerinde yıpranmanın daha az olduğu

Bunlar sadece en temel düzeyde, zorlayıcı olmayan testler ve sonuçları olacaktır.

Daha da detaylarını sizin hayal gücünüze bırakıyor, kozmetik firmalarının geleceğe yönelik planlamalarına yön verecek bu çalışmalara katıldığınız için teşekkür ediyor, bu emek ve katkılarınızın kozmetik sektörünün “güzellik” adı altında ürettiği ürünlerinden daha çok, insanlığa faydalı alanlarında kullanılması umutlarımla diyorum…

Bu hikaye bir zamanlar, güzelliğinin farkında olmayan bir kızı anlatıyor.

Kızın anne ve babası farklı diyarlardan olsalar da, büyük bir aşkla bağlanmış ve birbirlerini sevmişler. Soğuk karlar ülkesi ve Çalışkan insanlar ülkesi arasında bir köprü olan bu aşkın meyvesi olarak doğmuş bu güzel kız da… Onun güzelliğini ve ailesinin aşkını kıskanan, “Kader” isimli kötü cadı kıskançlıktan kör olmuş bir şekilde onların huzurunu bozmaya karar vermiş. Ancak hırsından öyle kör olmuş ki, “huzur bozma” büyüsünü yapacağına, yanlış büyüyü yapmış ve kızın sahip olduğu güzellikleri görmesini engelleyen perde büyüsünü yapmış…

Güzel kız daha bebekliğinde ışıl ışıl parlayan gözleri, güzel gülümsemesiyle ileride dillere destan olacak güzelliğini belli ediyormuş. Cadı son gücünü yanlış büyüde harcadığı için, ne büyüyü geriye alabilmiş, ne de daha fazla kötülük yapabilmiş. Fakat kızlarının başına gelen bu bahtsız durum yüzünden, anne ve babasının da huzurları bozulmaya başlamış. Bu duruma daha fazla dayanamayan baba, çok sevdiği eşi ve kızını geride bırakarak, bu büyüye bir çözüm aramak için yollara düşmüş.

Zamanla büyüyüp daha da güzelleşmiş ama cadının yanlış büyüsü yüzünden aynaya baktığında kendisini hep çirkin sanmış. Annesi, kardeşi ve arkadaşları ona başına gelenleri anlatmaya çalışsa da, o bir türlü bunlara inanmak istememiş. Cadının gücü kalmadığı için, büyüye de inanmamış ve babasının gidişine hep kızmış.

Güzellikler kasabasında yaşayan bu kız, 25 yaşına geldiğinde, bakanın kalbine işleyen gözleri, sonbaharı dize getiren gülümsemesi, belinden aşağıya kadar süzülen saçları ve ince bedeninin bir şiir gibi ahenk içindeki kıvrımlarıyla dillere destan bir güzelliğe sahipmiş. Ama o kendisini hiç beğenmez, şişman olduğunu, yeterince güzel olmadığını düşünür ve sürekli üzülürmüş. O kasaba meydanına indiğinde, diğer kızlar kıskançlıkla saklanır, insanlar onun güzelliğini doyasıya izleyebilmek için pencerelerden bakmak üzere evlerine koşar, bulutlar güneşin önünden çekilirmiş. O gülümsemeye başladığında, etraftaki çiçekler açar, renkler daha da parlar ve kasabaya hayat gelirmiş.

Sonra bir gün, kasabaya bir yabancı gelmiş. Bir gezgin olan bu yabancı, gezdiği tüm diyarlarda hikayeler anlatır, onların hikayelerini öğrenip başka diyarlarda anlatırmış. Şenlik zamanlarında, gittiği şehirlerin en güzel kızını bulmak için herkesi gözlemler, o kızların kalbini çalıp kaçarmış. O gün hikayelerini anlatmak için kasaba meydanına herkesi davet etmiş. Böylece hem hikayelerini anlatacak, hem de şehrin en güzel kızını bularak, kimin kalbini çalacağını bilme fırsatını elde edecekmiş. Yavaş yavaş insanlar gelmeye başlamış. İhtiyarlar, çocuklar, gençler, yetişkinler, kasap, demirci, doktor, asker, işçiler ve diğerleri…

Başlamış öykülerini anlatmaya kurt postu giyen “Kayçi”. Bir Türk geleneği olan “Kai” sanatında, Kayçiler köy köy dolaşır, atalarının efsanelerini, son savaşlarda neler olduğunu, halkın durumunu kalın bir sesle anlatır, insanları etkiler ve bilgilendirirmiş. O hikayelerini anlatırken kimileri üzülüp ağlar, kimileri sinirlenir, kimileri hayretle dinlermiş.

Sonra birden, Onu görmüş. Kasabanın ışıldayan kızı, bütün güzelliği ile orada, meydandaki bankta oturmuş onu dinliyormuş. Öyküsü bittiğinde gezdiği tüm diyarların en güzel kızına baktığını fark etmiş. Ama ilginç olan tarafı, kızın kalbini çalarak kaçmak istemek yerine, öylece durup, onu izlemeye devam etmek istemesiymiş. Onu izlemeye öyle dalmış ki, o an nefes almayı bile unutmuş. Ayakları onu farkında bile olmadan, kızın yanına kadar götürmüş. Gözlerini onun göz bebeklerine dikmiş ve kızın bir büyü etkisinde olduğunu fark etmiş.

Kıza başına ne geldiğini sorunca şaşıran güzel kız, hikayesini anlatmış. “İşte bu yüzden beni bu çirkin bedene hapsetmiş kötü cadı, çirkinliğimin sebebi buymuş” demiş güzel gözünden elmaslardan güzel pırıl pırıl bir gözyaşı damlası süzülürken. O damla sanki hikayecinin ruhunda bir sel olmuş. Kıza elini uzatırken, ona anlatacak hikayeleri olduğunu ve hepsini dinlediğinde büyünün bozulacağını söylemiş. Şaşıran kız ilkbaharı getiren o güzel gülümsemesiyle bakmış hikayecinin yüzüne.

Bir gün, bir hafta, bir ay, bir yıl derken, her gün başka hikayeler anlatmış kıza. Ama kız bir türlü inanmak istememiş büyünün var olduğuna ve bozulabileceğine. Sonunda bir gün, bu son hikayem demiş kıza. Bundan sonra sana hikaye anlatmayacağım. Kız çok sevdiği öykülerin tekrarı olmayacağına üzülmüş ve “neden” diye sormuş. Adam kızın güzel gözlerine bakmış ve demiş ki;

“Hikayeler kulaklarla duyulsa da, insanın kendi yüreğiyle dinlenir. Sen beni dinlemiyorsun, sadece duyuyorsun. Sen dinlemeyi öğrenene kadar, yanı başında kalıp, sana yeni öyküler yazacağım. Sen gülmezsen bu kasabaya bahar gelmez! Bahar gelmezse, çimenler yeşillenmezse, çiçekler açmazsa, sular kurursa, güneş doğmazsa, bu diyarlar karanlığa mahkum olur. Gece kadar siyah bir kasabada, söyle bana güzel kız, insanlar nasıl hayatta kalır?”

Hikayecinin sözleri, kızı adeta bir uykudan uyandırır. Onun gözlerinde kendi yansımasına bakarken, birden bire kendi güzelliğini fark eder. Çünkü ilk kez baktığı bir yansıması, büyünün etkisinde değil, gerçek güzelliği ile görünmüş ona! “Ben demiş gördüm!” “Evet gördüm! Kendimi gördüm!” Kızın heyecanlı ve mutlu haline sevinen hikayeci, gülümseyerek “kendini bir başkasının gözünden görebilseydin eğer, ne kadar mükemmel olduğunu anlar bir daha üzülmezdin” demiş.

İşte o günden sonra, hikayeci bir daha gitmemiş kasabadan. Kızın güzel gözlerine bakmış, o etrafına ışıklar saçsın, kasabaya bahar gelsin, yaşam güzelleşerek devam etsin diye. O gün bu gündür, bu küçük kasabanın kendisine has evlerinin duvarlarında saksılar asılı durur. Kasabanın meydanında hikayeci ile buluştukları banka her gelişinde kız gülümsemeye başlar ve bu saksılarda, hikayecinin en sevdiği çiçekler açar, kasabayı mis gibi bir menekşe kokusu sararmış. İşte o yüzden siz de, kendinizi kendi gözlerinizden görerek eleştirmek yerine, başkalarının gözünden görmeyi öğrenin; hem kendi mutluluğunuz, hem de çevrenizdeki sevenlerin iyiliği için!

İnancın Arkasında Yatan Nöropsikolojik Sebepler Hakkında Fikirlerim

  1. Kendini kabullenememek

Bilme arzusu ile tutuşan benliğimiz, henüz yeterli seviyede geliştiremediğimiz teknolojinin bizi soktuğu çıkmazlarla büyük bir savaş veriyor binlerce yıldır. Binlerce yıl önce söylenmiş düşünür sözlerinin, bilimsel dayanaklarını dahi ancak keşfedebilen bir insanlık gelişim sürecinde, inanç sahibi kişilerin (Hristiyan, Musevi, Müslüman veya diğerlerini ayırmıyorum) en büyük dayanağı “o zaman neden böyle” sorusunu kullanmaktır.

Bilime yön veren “neden, niçin, nasıl, ne zaman, nerede” sorularını cevaplamak, akıl düşkünlerinin yılmayan çabalarına kalırken, öte yanda birileri okuduğu bir kitap ile bütün dünyanın sırlarını çözmeyi hedeflemektedir. Nöroloji çalışmalarıyla kanıtlanmış en önemli sosyoloji gerçeği şudur; insanı topluluk halinde yaşamaya ve toplum kurallarına uymaya iten şey beynimizin her zaman sorumluluk almaktan ve zorlanmaktan kaçmak isteyen tembel yanının, doğru olarak gösterilen şeylere adapte olmayı daha fazla tercih etmesidir. Bu durum, bazı siyasi iktidarların ülkemizde çok fazla karşıt düşünceye sahip olduğu halde büyük bir kitlenin desteğini alarak ilerlemesinin de en önemli sebeplerindendir.

Bir insanın zekâsı, ilkel düşünce tarzına sahip olmasına engel değildir. Son derece zeki olabilirsiniz, ancak beyniniz evrimsel sürecinde bilinçaltından gelen komutları uygulayan robot olma seviyesini henüz geçememiş olabilir. Bu nedenle de her zaman kolay ve basit gelene doğru eğiliminiz olacaktır. İnsan beyni son derece ilkel bir fikirle gelişmeye başlamıştır ve teknolojinin günümüze ulaşmasındaki tek sebep çok ilginçtir ki hâlâ aynıdır: hayatta kalmak!

İlk bıçak, ilk çanak, ilk mızrak, ilk tabanca, ilk araba ve diğer tüm bilimsel ilklerin temelinde, karşılaşılan zorlu durumla başa çıkabilmek ve hayatta kalabilmek için gösterilen çabanın birer eseridir. Ancak tüm bu çabalara rağmen, insanın bilimsel ilerleyişi son 50 yılı saymazsak son derece yavaş bir tempoda olmuştur. Dinlerin toplumlar üzerinde bu kadar önemli etkiye sahip olmasında en büyük sebep de bilimsel gelişimdeki bu yavaşlıktır. Bir yanda beynin zorlu ve çetrefilli yolculuğu, diğer yanda din kavramı tarafından sunulan “bak, aradığın tüm bilgi burada” söylevleri ile yatak odanıza kadar müdahale etmeye kalkan kontrolcü yapısı. Her ne kadar inkâr etmeye çalışsak da, hayatta kalma güdümüz tarafından yönetiliyor ve sürü psikolojimizi yıkamıyoruz. Yalnızlıktan çok korkuyor ve her zaman sığınacak bir liman arıyoruz.

Henüz tamamen algılayamadığımız kendi dünyamızda, minicik bir “insancık” olmak, kabullenmesi gerçekten zor olan bir olgudur. Bunu sindirebilecek kadar erdemli olmak için, psikolojik ve fiziksel olarak hazır olmanız gerekir. Algınızın kapasitesini sonuna kadar genişlettikten sonra, bu kocaman dünyada kim olduğunuzu, ne için var olduğunuzu, amacınızın ne olduğunu sorgulamaya başlarsınız. Fakat aslında bir amacınız olmak zorunda olduğu fikri size dayatılmış bir toplumsal gerçekten, sosyolojik bir yönetim yönteminden ibarettir. Ağaçlar doğada büyürken, kimse için veya hiçbir amaç için varlıklarını sürdürmez. Tohumlar filizlenir, doğal döngülerini tamamlar, karbondiyoksit ve oksijen arasındaki aktivitelerini sürdürürler ve ömürleri tamamlandığında kuruyup çürüyerek kaybolmaya başlarlar. Aynı şey hayvanlar ve insanlar için de geçerlidir. Biz sırf, kendimizi herşeyden üstün görme egosuyla yanıp tutuştuğumuz için sürekli olarak kendimize bir amaç yüklemesi yapmaya çalışır, peki ya ölünce ne olacak sorusunun aklımızı kaçırtan kaygı ve merakıyla ölümle yüzleşmekten korktuğumuzu kendimize bile itiraf edemeyerek çırpınırız. Hayatta kalma içgüdüsü, diğer adı ile ölüm korkusu. Hepinizi hayatta tutan, size bir amaç dayatan, çalışmaya teşvik eden, hareket etmeniz için motive eden temel olgu: korku!

Devasa evrende, yok olup gideceğiniz fikri öylesine korkutuyor ki, kendinize kutsal ve sonsuz bir amaç bulmak için çırpınıyorsunuz. Var olan anların huzurlu ve keyifli rüzgarını tatmak yerine, sürekli ölüm korkusundan kaçmak için çırpınıyorsunuz. Siz ölüm korkusuyla tutuştukça, daha fazla ruhunuza işlediğini ve sizi ele geçirdiğini fark etmiyorsunuz. Tüm bu zihinsel gerçeklerle yüzleşmenin çetrefilli ve yorucu süreçleri karşısında, din bir afrodizyak gibi stabil ve basit bir çözümle gelir karşınıza: tanrıdan geldin, tanrıya gideceksin diyerek sonsuzluk vaadeder. Yani en büyük korkunuz olan ölüm korkusundan beslenir ve size sonsuzluk vaadeder. Peki ya siz, bu gerçekle yüzleşmeye hazır mısınız? Yoksa hâlâ “bu kadar düzenin bir yaratıcısı olması gerekmez mi” diye çığırtan kuşlar gibi serzenişte bulunmaya ve aslında varlığına dair hiçbir kanıt bulunmayan, kendi içerisindeki çelişkiler denizinde boğulan sosyolojinin en büyük eseri TANRI kavramına sığınmaya devam mı edeceksiniz?

Koşuyorsunuz. Spor salonunda, sahilde, koşu yolunda koşuyorsunuz da!!!!!!! kaş yaparken göz çıkardığınızın farkında mısınız? Şimdi demeyin “Harun yahu manyak mısın koşmanın ne zararı olacak ?” diye. Anlatayım.
İnsan vücudu, hareket alışkanlıkları doğrultusunda evimleşmiş ve evrilmeye devam etmektedir. Neden kollarınızın ahtapot kolu gibi olmadığını, neden ayaklarınızın böcekler gibi sivri uçlu olmadığını hiç düşündünüz mü? Eğer ayaklarınız sivri uçlu olsaydı, tırmanmak ne kadar kolay olurdu değil mi… Fakat bizim ayaklarımızın yapısında, uç kısımlar geniş, orta ve topuk kısmı dar bir şekil var. Bu şeklin sebebini hiç düşündünüz mü?
Ayaklarınızı yere bastığınızda, dengeniz parmakların olduğu bölüm ve topuk arasında sağlanmaktadır. Sabit bir şekilde dik durduğunuzda, vücudun uyguladığı ağırlık tamamen dik bir açı ile topuklara aktarılır ve parmakların olduğu kısmın tek görevi dengenin sağlanmasıdır. Ancak hareket etmeye başladığınızda bu durum değişir. Topuklarınız, koşma eylemi ile birlikte yük taşıma özelliğini kaybeder ve bir denge çubuğu görevi görür. Artık tüm yükü parmaklarınızın hemen gerisinde bulunan, kabarık ve geniş kısım taşımaktadır. Peki bu kısım neden geniş sizce?
Koşma eylemi esnasında, başınızdan, bacaklarınıza kadar dikey bir açı ile uygulanan “ağırlık” basıncının denge merkezi değişir. Kalça, diz ve bilek eklemleriniz dengenin sağlanması ve basıncın doğru bir şekilde zemine aktarılması için fizik dersinden hatırlayacağınız denge merkezleri görevini yapmaya başlarlar. Ancak koşma esnasında ayağınızın yere basıncı uygulama şiddeti değişkendir ve fazla basıncın dağıtılmasından tam olarak parmaklarınızın hemen arkasındaki kısım görevlidir. Çarpmanın şiddeti ile, vücudunuzdan gelen yüksek basınç, zemine dağıtılır ve böylece bilek ve diz başta olmak üzere, eklemlerinize binen yük azalmış olur. Ancak bu basıncın azaltılması için “yumuşak” bir zemin gerekmektedir. Çünkü sert zeminlere uygulanan yüksek basınç, zeminin direnci tarafından karşılanır ve geri aktarılır. Toprak, kum gibi yumuşak zeminlerin dokusu, molekül yapısı birbirine uzak zerreciklerden oluşur ve bu yüzden basıncı boşluklar aracılığı ile etrafa dağıtır (Bir nevi, süspansiyon görevi görür ve sıkılaşmak için sizin basıncınızdan faydalanır) İşte bu yüzdendir ki boksörlere tahtayı değil, kum torbalarını yumruklatırlar (kum bile sert olduğu için içerisine talaş eklerler) aksi taktirde, uygulanan aşırı baskı yüzünden kısa sürede bilek ve dirsek eklemleri rahatsızlıkları başlar ve sponsorları tarafından yatırım yapılan sporcu, sağlık sebepleri yüzünden kariyerini kısa sürede noktalandırmak zorunda kalır.
Koşu bantları, asfalt zemin, beton sahil şeridi koşmak için %100 hatalı zeminlerdir. Özellikle eklem rahatsızlığı oranı, tükettikleri fazladan kalsiyum ve mineraller sebebiyle daha yüksek olan bayanlar için bu tip koşu şartları %100 sağlıksız tercihlerdir ! Lütfen koşunuzu çim, toprak, kum, koşu parkuru gibi darbenin şiddetini emerek dağıtacak, ağırlığınıza karşıt direnç oluşturarak eklemlerinizi yıpratmayacak doğru zeminlerde yapınız.
Harun Reşit ÖZEL

2011 yılından bu yana Lastikçim’in dijital ihtiyaçları ve alt yapı gereksinimleri …

  • İş Analizi ve Sistem Danışmanlığı: Lastik satışı sürecinin tedarikten, müşteri aracına ürünün montajının yapılmasına kadar analiz edilmesi ve ihtiyaçların belirlenmesi. Süreçlerle ilgili yazılım ekibinin yönlendirilerek, proje geliştirme sürecinin belirlenmesi ve takibi.
  • UX / UI Tasarım gereksinimlerinin belirlenmesi ve ajansın yönlendirilmesi, sektörel dinamikler ve kullanıcı davranışlarının doğru arayüzle sunulmasının sağlanması
  • Sistemin yenilenmesi ve geliştirilmesi sürecinde görsel ve metin içerik ihtiyaçlarının belirlenmesi ve hazırlanması
  • Tedarikçi, Marka, Kategori ve Ürün Yönetimi
  • S.E.O. Site içi ve site dışı optimizasyon çalışmalarının yapılması, paravan ağının oluşturulması
  • Operasyon ve Çağrı Merkezi Yönetimi
  • Ajans İlişkileri Sosyal medya hesapları ve AdWords hesabının yönetimi konusunda çalışılan ajansla ilişkilerin yürütülmesi, yönlendirme ve bilgilendirmelerin yapılması

2009 yılından 2015 Eylül ayına dek freelance olarak hizmet verdikten sonra, firmanın devri ve yeni şirket sahiplerinin büyüme hedefleri doğrultusunda İstanbul’a gelerek firma bünyesinde hizmet vermeye başladım.

2015 Eylül – 2017 Ağustos ayı tarihleri arasında farklı bir konsepte odaklanan firma sahipleri, e-ticaret üzerinden perakendeyi ikinci plana alınca, projeye daha fazla ilgi duyan bir şirkete satış sürecinde aktif rol oynayarak, site ile birlikte yeni firmaya geçiş sağladım.

Daha profesyonel bir vizyon ile konuyu ele alan yeni şirkette ilk işimiz mevcut IdeaS… alt yapısı kullanan sitenin, alt yapısından kaynaklı sorunları çözmek adına yeni bir yazılım yaptırmak oldu.

3 Ay gibi kısa bir sürede, tamamen “lastik satışına özel” bir yapıya sahip olan yeni yazılım alt yapımız Codeigniter ve Bootstrap ile hazırlandı. Elbette her yazılım projesinde olduğu gibi “olmazsa olmaz” öğelerle hayata geçirilen yeni yazılım, 1 Ocak 2018 tarihinde yayına alındı ve proje sözleşmesindeki diğer maddeler ve geliştirme süreci başladı.


Lastikçim yenileme sürecinde neler yapıldı?

  • Yeni tasarımın UX/UI optimizasyonu
  • Lastiğe özel marka – kategori – ürün yönetimi gibi seçenekler sunan alt yapı kriterlerinin belirlenmesi
  • Ideasoft’tan eski kategori, marka, etiket ve içerik sayfalarının aktarılması
  • Ideasoft’tan eski ürünlerin aktarılması
  • Markaların güncel ürün listelerinde ve tedarikçi stoklarında yer alan ürünlerin, lastiğe özel parametrelere bölünerek ürün tablolarının hazırlanması (20.000 ürün – motosikletten iş makinesi lastiklerine kadar 30+ markanın ürünleri)
  • Ürün desen açıklamalarının, desen fotoğraflarının hazırlanması
  • Etiket sayfaları ve marka sayfalarının içeriklerinin güncellenmesi
  • Tedarikçi entegrasyonlarının yapılması
  • Muhasebe programına siparişlerin otomatik olarak yazılması entegrasyonu
  • Google merchant, facebook gibi reklam mecralarının feedleri
  • Sistem içi CRM modülünün geliştirilmesi
  • Ürün talep sisteminin hayata geçirilmesi